9 Aralık 2009 Çarşamba

''KIRILAN
Kırık kalpleri götürürsün peşinden, çocukken yarım bıraktığın ekmekler gibi, ardınsıra koşarlar. Olmadık bir zamanda kendilerine dair şarkıyı kulağına fısıldar herbiri. Duymam artık sanarsın, dudağın o bildik melodiye hüzünle eşlik ederken, sen içindeki boşluğu bir başka boşluğa savurup avunursun. Kendi kırıklığını bir başkasının peşine takınca suskun ve çaresiz, belki, o zaman...
"Büyürüm di mi. Anlarım hanyayı konyayı. Vay be, derim, bööleyken bööleymiş meğersem. Çok iyi yaa. Sen ayrıcalıklısın şimdi, ne güzel, tüm bunları biliyorsun... Bırak, ben de kendikendime öğreniyim. "
Sana daha neler söyledim, daha nasıl yaraladım, şimdi hatırlamıyorum. Oysa, kırıcı olmamak için Muzo' dan dersler almıştım. "Ben sana layık değilim" yolları yapıcaktım. "Kafam karışık, kendim bile anlayamıyorum, ben galiba dengesiz birisiyim" filan diycektim. Final, "seni incitmek istemiyorum" cümlesi olacaktı. Daha nasıl inciticeksem artık. Öyle demiştim. Sen, susup kalbini peşime taktın. İlk ardıma baktığımda yok sanmıştım... Yazdığın mektuplar, şiirlerin, anlamlar yüklediğimiz deniz kabukları, küçük taşlar filan, alayına Sindirella'nın gece tarifesini açtım. Zaman dolmuştu, her birinin tılsımı gitmişti, taş, bildiğin taş; kabuk, cümle denizlerin, hatta okyanusların en sıradan kabuğuydu. Her dalga getirip atardı onlardan insanın önüne. Şiirlerin, geyik masalarına meze oldu...
Utanmadım, "bunları bana yazmıştı" diye anlatıp; üstüne en alçak rakılardan içtim. Senden bana, "Kendini dağıttı" diye haberler getirdiler... Dağılan bendim, anlayamadım; onlar, hiç farketmediler...
Bana "Ay, kendimi tanıyamıyorum" dedi. "Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyorum, hayret bişey". Daha fazla içmiyim diye bira bardağının ağzını kapattı. "Sen elinden geleni yaptın" diye sürdürdü. "Ben olsam, çok fena kırılır, bir daha beni aramazdım" dedi. Belki kabus görüyorumdur, diye kalkıp tuvalete gittim. Bu kız Muzo'yu tanıyor olamazdı. Yoksa, Muzo'nun "insan bitirme" teknikleri, üniversitelere seçmeli ders olarak konmuştu da benim haberim mi yoktu? Döndüğümde, "Bari sen söyle niye aniden sana karşı bişey hissetmez oldum. Oysa ilişkimiz daha yeni. Neden acaba. Ben ööle çok psikoloji kitabı okumadım" dedi. Aklımdan, patlıcan sıcakları, Habitat sonrası düşülen kentsel iletişim boşluğu, güneşteki kara lekeler, Ebabil Kuşlarının Başkentin çeşitli yerlerine yuva yapmaya başladığı ve bunun bir kıyamet alameti olduğu gibi anlamsız bir yığın neden söylemek geçti... Gülerdim, gülerdi, ben ölürdüm...
"Çok güzel şeyler yaşadık." dedi. "Adeta bir mucizeydi. Öyle mutluydum ki, herkes bana bi tuhaf bakıyordu. Dün, Firuze'ye anlattım durumu, bittiğine çok şaşırdı"... Yaa, demek çok şaşırdı Firuze. Sen de onunkine şaşırırsın vakti gelince. Öööle geyikleyip gidersiniz hayat boyu, daha durun bakalım, birbirinize anlatıcak kaç hikayeniz olucak. Ben, konu mankeni olarak bulunuyorum zaten hayatınızda. Firuze kim, bilmem etmem. Ama muhtemelen bu olup biteni benden daha iyi anlıyodur. Sen konuş Firuze, ben de ööle çok psikoloji kitabı okumadım hayatta. Nedir şimdi bu olup biten, ben neresine düşüyorum? Belki de bu Firuze, Muzo' nun dişi olanıdır.
Şimdi, yüzünde, ayağına kızgın ütü düşürmüş gibi acılı bir ifadeyle ayrılık replikleri attığı bu kafede ilk buluştuğumuzda, "bana olan duygularını" anlatmıştı... "Emin misin?" diye sordum, ilkten, " insan yaşamda neden emin olabilir ki" anlamında bişeyler söyledikten sonra, "iğrençsin" demişti, "neden durduk yere seni kırmak talebiyle yaşamına giriyim ki, nası yani ööle anlık bişey, sen beni ne sanıyosun?" Gözlerinden, inanmamam gerektiğine dair şeyler okuyordum ama, galiba, yıllar öncesinin laneti kalkanlarımı aşağıya çekiyordu. Belalara karışma, vurulup düşme sırası bana gelmişti. Yıldızsız, hilâlli bir gecede, bir tuhaf ses, ısrarla adımı okuyordu.
"Biliyorum, benim başlattığım bu ilişkide, yine ben daha mesafeli davranabilirdim. Şimdi bu kadar kırılmazdın belki. Ama bunu ben seçtim. O sırada içimden gerçekten ööle geliyordu"... O konuşuyor, söz konusu kızgın ütüden benim ayaklarıma da düşüyor, boğazımda petrol yüklü tankerler ardı arkasına infilak ediyor. Kılavuz kaptan içimden bir kaç sözcük geçirmeye çalışıyor, daha dudaklarıma ulaşmadan kül olup gidiyorlar. Oysa, "Demek senin seçimin haa" demek istiyorum." Başka hoş seçimlerin var mı peki? Örneğin içi yavru dolu bir kuş yuvasının üstünde zıplamak ister misin, akvaryumda dolaşan kırmızı balığı yutmak? Oynarken, canını yakmak istediğin başka bir canlı türü var mı?" Birileri kafenin dekorlarını söküyor sanki, Muzo ile Firuze oyunu seyredip bitirmişler, yerler çekirdek kabukları, frigo kağıtları, buruşturulmuş sıra numaralarıyla dolu. Perdeyi güveler yiyor. Sigara benim, dekor değil, yanımda getirdim, garsona kaptırmayıp cebime atıyorum. "Neyiniz vardı" diye soruyor garson, O, "ne istediğimi bilmiyorum" diyor, garson, "hangimiz biliyoruz ki " diye söyleniyor. Ben konuşamıyorum ya; garson, oyun bitsin diye benim laflarımı da söylüyor. Bir güve gelip, perdenin hepsini yiyip bitirdiklerini dolayısıyla boş yere perdenin inmesini beklememiz gerektiğini anlatıyor... Ya da bana öyle geliyor.
Arabadan inerken, "Sen yine de beni tanıdığın için o kadar mutsuz olma" diyor, peki, olmam. ‹stediğimiz zaman birbirimizi arayabiliriz. Hatır felan sormak için yani. "‹ki medeni insan gibi"... Tabi, ben bir kertenkeleyim ya, kopan kuyruğum yeniden çıkınca ararım seni. Korkma sen ama, aziz dostun, "eks sevgilin" kertenkele, kellesini vurup yerden yere, kendisini dağıtmaz. "Hadi, sen de kendine iyi bak. " Kapısı kapanınca, arabanın içindeki ışık da söndü. Şimdi, her yer karanlık. O, apartmanın kapısına doğru kuş gibi hafiflemiş yürüyor. Karanlıkta, peşinden pıtı pıtı koşan küçük bir şeyi farketmiyor. Belli ki henüz bilmiyor. Oysa, "Kırık kalpleri götürürsün peşinden. Çocukken yarım bıraktığın ekmekler gibi, ardınsıra koşarlar."...''

ATİLLA ATALAY

3 Aralık 2009 Perşembe

ben bi deliyim.evet o bildiğimiz delilerden...insan içinde yaşamayan,bol güneşli dev pencereli akıl hastanelerinde kendinlerine garip dünyalar oluşturmuş delilerden...boyuna çizgili ve kirli pijamalarım var,konuşmayı pek sevmiyorum..dinlemeyi de.bi sandalyem var camın kenarında yeşil bahçeye bakıyor,bütün gün oturup ağaçları izliyorum.buraya pek ziyaretçi gelmiyor,ziyarete gelinenlerde zaten orda değiller.bi de ilaçlar var tabi,zaten sünger olmuş beynimi iyice bulandıran...artık herşey karmaşık ama kendine göre bi dinginliği var uzuvlarımın,sanki benim değiller başka birisine aitler ama o başkasının da kıpırdamaya hiç niyeti yok.önceki hayatımı düşünüyorum bazen,sabahları kalkıp işe gittiğim,tatillerde arkadaşlarla içtiğim hatta bazen şarkı söylediğim günleri...şimdi bütün şarkılarımı unuttum,sesimi duymayalı yıllar oldu!sigara içerdim eskiden,severdim de..
kaçtım....buraya saklandım ya da sakladılar,ne önemi varki...
bugün yağmur var camlar ıslak,ayaklarım çıplak,üşümüyorum...

evimi,yatağımı,kitaplarımı,hatta sevgilimin aldığı zümrüt kolyeyi bırakıp kaçtığım gün ayakkabılarımı giymeyi unutmuşum...o gün anladım çıplak ayakla ıslak sokağa basmanın ne kadar zevkli olduğunu...o gün de yağmur vardı....